ÇOCUK POLİSİNDEN TAVSİYELER
|
ANNE VE BABA'YA
Bana her istediğimi verme.
Emredip durma.
Benden neler istediğine dair fikrini değiştirip durma.
Sözünü tut.
Beni başkalarıyla karşılaştırma.
Bırak kendim başarabildiğim kadar yapayım.
Hatalarımı başkasının yanında düzeltme.
Bana bağırma.
Benim önümde yalan söyleme ve
Yanlış bir iş yaptığımda bana niçin yaptığımı sorup durma.
Midem ağrıyor dediğimde pek aldırma.
Yanıldığın zaman hatanı kabul et.
Bana arkadaşlarına davrandığın gibi davran.
|
SEVGİLİ ANNE VE BABALAR,
Sahip olduğumuz en değerli şey şüphesiz çocuklarımızdır. Onlar’sız
bir dünya düşünülemez. Hepimiz çocuklarımız için her şeyin en iyisini
istiyoruz. Acaba doğru olduğuna inandığımız her davranışımız
çocuklarımızı mutlu ediyor mu? Bizim doğrularımızla onların doğruları ne
kadar örtüşüyor? Gerçekten bu kadar iyi anne ve babalar isek; neden
çocuklarımızla aramızda derin uçurumlar, buzdan dağlar, aşılmaz kaleler
olduğunu hissediyoruz.?
Söz konusu olan çocuklarımız ve onların geleceği ise, bu konuyu her
şeyden çok önemsemeliyiz. Şu bir gerçektir ki ; hiç birimiz annelik ve
babalık eğitim almadık. Duyarak öğrendiklerimizin doğru olduğuna
inanıyoruz.
“Peki bu işe nerden ve nasıl başlamalı?” diye düşünüyorsanız, “onun
hala sizin çocuğunuz değil, artık bu toplumun bir bireyi olduğunu kabul
etmekle” ilk ve en önemli adımı atmış olacaksınız. Çocuğunuzun en çok
kendisine güvendiğinizi görmeye ve hata yapsa da onu sevmeye devam
edeceğinize inanmaya ihtiyacı var.
Çocuklarınızın sizlere her konuda güvenmeleri ve her türlü
sorunlarını sizlerle konuşabilmeleri çok önemlidir.
Güzel Örnek Olma
Anne-baba, çocuğunun yanında sözlerine dikkat etmeli. Kesinlikle yalan
sözden kaçınmalıdır.
Doğru sözün yanında doğru hareket etmelidir. Konuşulan sözler ve
davranışlar arasındaki çelişki çocuğun güvenini sarsar.
Çocuğun yakaladığı bir tek yalan söz ve davranış, çocuğun zihninde
yaşadığı sürece anne-baba güvenilmez biri olarak kalabilir.
Onun için çocuklar yanında davranışlar öyle hassas ayarlanmalı ki
çocuklar evlerinin içinde anne baba değil de onları birer melek farz
etmeliler ve onlara güvenmelidir.
ÇOCUKLARIMIZI BAZI KONULARDA UYARALIM;
! Çevredeki yabancı şahıslara karşı çocukların daha dikkatli
olmaları ve fazla güvenmemeleri yolunda eğitilerek uyarılmaları
gerekmektedir.
! Çocuklarınızın evden çıktıktan sonra nerelere gittiği ve kimlerle
oynadığını bilmelisiniz.
! Çocukların akşam belli bir saatte evde olmaları konusunda diğer
ailelerle mutabakata varınız.
AİLE OLARAK BİLİNMESİ GEREKEN HUSUSLAR;
! Çocukları yakından ilgilendiren her türlü tehlike hakkında,
kendilerinin bilgilendirilmeleri çok önemlidir. Buna cinsel
bilgilendirme de dahildir.
! Polis kayıtlarında, yıllarca yapılan araştırmalar neticesinde
tecrübe ile sabittir ki; çocukların tacize maruz kalmalarının önlenmesi
ancak onlara bu konuda öğüt verilmesi ve bazı prensiplerin
kazandırılması ile mümkündür.
! Çocukların düzenli olarak takibi, onlara mümkün mertebe dikkat
edilmesi ve onlarla beraber olunması da tacizi önleyen unsurlar
arasındadır.
! Çocuklarla sürekli konuşarak bu tehlike hakkında onları uyarmanız
sonucunda daha duyarlı olmalarını ve kendi kendilerini kontrol
etmelerini sağlayabiliriz.
ÇOCUKLARA VERİLMESİ GEREKEN ÖĞÜTLER;
! Tehlike her yerde bulunmaktadır; okul yolunda, park yakınlarında,
eve dönüşte spor sahalarının yakınlarında, arkadaşlarının evine gelip
giderken… Tehlikenin bulunabileceği yerler hakkında çocuklarınızı
aydınlatınız.
! Önce iyi ve kötü milli ahlaki değerlere göre telkin edilmeli,
öğretilmeli, iyi fiilde bulunma aleni olarak takdir edilmeli.
! Kötü fiil, başkalarından misal verilerek kötülenmeli, hataları
sebebiyle devamlı azarlanmamalı.
! Tanımadıkları şahıslardan para veya hediye almamaları,yabancı
şahıslarla herhangi bir yere gitmemeleri, yardım talebinde bulunan
yabancılara da yardım etmemeleri, kesinlikle yabancıların arabalarına
binmemeleri.
! Evde yalnız kaldıklarında, tanımadıkları kimseye kapı açmamaları.
Telefonda yabancı kimselere bilgi vermemeleri.
! Issız parklar, yollar ve yerlerden uzak durmaları, toplu olarak
oynayan çocuklardan ayrılmamaları ve tek başına oynamamaları,
kendilerinden küçük çocuklara da dikkat etmeleri.
! Takip edildiklerini hissettiklerinde büyüklerinden yardım
istemeleri ve bu durumlarda ıssız yerlere değil de kalabalığa doğru
gitmeleri.
! Tehlikede olduklarında bağırmaları, kaçmaları ve kendilerini
müdafaa etmeleri gerektiğini, kendilerine zarar vermek isteyen şahıslara
iyi bakıp onları teşhis etmeleri ve araçlarının plakalarını almaları.
! Kendilerine veya arkadaşlarına bir şey yapıldığında derhal
ailelerine veya polise haber vermeleri anlatılmalıdır.
Sevgi en önemli insani ihtiyaçtır. Ancak; aşırı sevgi çocukta ana
babaya bağımlılık ve kendine güvensizlik yaratır. Karşılaştığı her
sorunda ana babaya güvenir; fakat kendine güvenmez. Yetersiz sevgi
çocuğu kabullenmemektir. Çocuğunuza olur olmaz kurallar koymayın ve
belli bir kalıba sokma çabası içinde olmayın. Küçük hatalarını
abartmayın, fiziksel ceza uygulamayın. Aksi takdirde çocuğunuz, kendini
yönetme fırsatı bulamaz. Kendine güveni kaybolur ve gelişemez. Kibar,
sessiz, uslu ve dürüst…fakat, çekingen, küskün, kolay etkilenen ve aşırı
hassas bir çocuk yetiştirmiş olursunuz. Aşırı sevgi çocuğu
pasifleştirir. Aşırı hoşgörü çocuğu şımartır ve olgunlaşmasını engeller.
Çocuğunuzun olumsuz davranışlarını kendisiyle konuşarak düzeltin. Aşırı
gevşek tutumla yetişen çocuk bencil, sabırsız ve anlayışsız olur.
En sağlıklı tutum; yeterli sevgi, yeterli disiplin, tekerli eğitim
ve yeterli hoşgörüdür.
Çocuklarınıza eşit davranın, herhangi bir durumda farklı uygulamalar
sergilemeyin. Aile içinde kutuplaşmalara müsaade etmeyin. Duygu ve
düşüncelerinizi çocuklarınızla paylaşın, onları ailenin sevinç ve
sıkıntılarına ortak edin, evinizin gerçeklerinden uzak tutmayın.
Çocuklarınız içinizden sevmeyin, dokunun, dinleyin, paylaşın. Sevgi ile
vurdumduymazlığı karıştırırsanız özgürlüğün ve sorumluluğun sınırlarını
bilmeyen bir insan yetiştirirsiniz.
Çocuğunuz hakkında bütün kararları;“Çocuğumu en iyi ben tanırım”
anlayışıyla siz almayın. Böyle yaparsanız yeteneklerine uygun bir
meslekte çalışmayan ve kendisiyle barışık olmayan bir insan
yetiştirirsiniz. Sevgi çocuğun kendisini tanımasına ve yeteneklerini
geliştirmesine yardım etmektir. Çocuğunuza “sen benim dediklerimi yap,
yaptıklarımı yapma” anlayışı ile yaklaşmayın. Çocuklar söylediklerinize
değil, yaptıklarınıza bakarlar. Söylediklerinizle yaptıklarınız
birbiriyle uyumlu olmalıdır. Çocuğunuza hayatı hazır bir reçete gibi
sunmaya çalışmayın. Onda kendi yolunu çizebileceği bir harita vermeye
çalışın. Çocuğunuzu yargılamadan tarafsız olarak dinleyin. Böylece onun
gerçek duygularını ve sorunlarını öğrenme şansınız olur. Çocuğunuzun
sinema, tiyatro, müzik gibi yaşına özgü ilgilerine saygı gösterin.
Unutmayın yaşıyla birlikte ilgileri de değişecektir. Çocuğunuzun özel
hayatına ve özel eşyalarına saygı gösterin. Dolabını, çekmecelerini,
defterini, ceplerini karıştırmak size olan güvenini azaltır, aranızda
duvar örer. Çocuğunuza ailecek bir ekip olduğunuzu hissettirin. Kaliteli
sonuçlar; kaliteli bireyle, kaliteli ekipler ve kaliteli programlarla
elde edilir. Çocuğunuza korkuya ve korkutmaya dayalı bir disiplin
uygulamayın. Öğüt vermek kolay örnek olmak zordur.
ÇÖZÜM ÖNERİLERİ;
Çocuğunuzdan mükemmel olmasını beklemeyin ve onu diğer çocuklarla
kıyaslamayın. Çocuğunuza “sana güveniyorum, elinden geleni yapacağına
inanıyorum.” mesajı verin. “Ben demedim mi…” “Bu kafayla gidersen…” diye
başlayan sözler söylemeyin. Hayat sadece ders ve sınav üzerine
kurulmamıştır.Çocuğunuzla bu konular dışında sohbet ederek duygu ve
düşüncelerinizi birbirinizle paylaşın. Çocuğunuza, sizin için
başarısının değil, başarısında yaşayacağı sevincin önemli olduğunu
hissettirin. Sizin çocuğunuz olsa bile onun artık farklı birey olduğunu
unutmayın. Eleştirinizi çocuğunuzun kişiliğine yönelik değil
davranışlarına yönelik olarak kırıcı olmadan yapın. Çocuğunuzu tanımaya
çalışın; ilgi ve yeteneklerini, değerlerini öğrenmeye çalışın. O’nu ilgi
ve yeteneği dışındaki alanlara zorlamayın. Bir elma ağacından, portakal
elde edemezsiniz Daha kaliteli elma almaya çalışın. Çocuğunuza; onu,
başarı da dahil, hiçbir koşula bağlı olmadan sevdiğinizi gösterin. Çok
çalışmasını değil; düzenli çalışmasını bekleyin ve bu yolda telkinlerde
bulunun. Kendisini programlamasına, zamanını yönetmesine yardım edin.
Hiçbir zaman onu “Sevgisizlik” ile cezalandırmayın. O, her şeye rağmen
sizin çocuğunuzdur.
NE YAPMALISINIZ?
Amacınız, çocuklarınızın fiziksel ve ruhsal yönden sağlıklı
yetişmesi olmalıdır. Sınavı var olma-yok olma savaşı olarak görürseniz
onun elini kolunu bağlamış ve kaygılarını çoğaltmış olursunuz. Başarılı
olmayı o da istiyor… Hoşgörülü ve demokratik ailelerde büyüyen çocuklar,
arkadaşlarıyla ve çevreleriyle ilişkilerinde daha etkin, girişimci,
yaratıcı fikirler üretebilen, düşüncelerini ifade edebilen, özgüven
sahibi insanlar olurlar. Sevgi; övgü ve takdir, insana değerli olduğu
duygusunu verir. Değerli olduğunu hisseden insan da çevresine değer
verir. Ana baba olmanın en zor yanı; neyin doğru, neyin yanlış olduğunu
bildiğimiz halde, bazen çocuğumuzun yanlış yapmasına hoşgörü
göstermemizdir. Çocuğunuzun başarısını değil, başarma duygusunu ve
başarmak için sorumluluk alışını sevin. Sizin doğru ve yararlı
bildiklerinizi ona dayatmayın, onun ihtiyaçlarını dile getirmesine
olanak tanıyın. Kafanızda belirlediğiniz ölçütleri onunla paylaşın.
Yalnızca sınav başarısı beklentisiyle sırtını sıvazlayarak değil; her
koşulda ve hayatın her alanında ona güvenerek yardımcı olun. Üniversite
sınava dahil, hiçbir sınavın hayatın sonu yada hayatın kendisi
olmadığını, hayatın bütün fırsat, olanak ve seçenekleri ile bir süreç
olduğunu unutmayın. Çocuğunuza bu anlayışı kazandırın.
Gönüldeki yerler kazanılsın kazanılmasın; çocuğunuzu kazanmak,
bütün kazançlardan daha değerlidir. Pestalozzi’nin dediği gibi; Çocuğun
kalbini bana veriniz ondan her şey yaparım.
Anne Baba Davranışının Çocuklar Üzerinde Etkisi
Bazı çocuk öyle zorlanmıştır ki, reaksiyon olarak, kendisine
yöneltilen davranış ve eğitim tarzının tam tersini seçer. Doğru ya da
yanlış olduğunu gözetmeden... İçinde birikmiş acı ve sorunlar nedeni
ile...
Bazıları da, kendi anne ve baba davranışlarını bilinçli bir yorum
süzgecinden geçirir ve en iyisini, en doğrusunu uygulamaya çalışır.
• “Benim doktor olmamı isterdi, annem... Olamadım... Bari oğlum doktor
olsun. Bunu sağlamak zorundayım...”
YA DA
• “Okutmak için boşuna zorladılar beni... Zamanım boş yere harcandı.
Ben çocuğumu okutmayacağım. Bir an önce hayata atılsın ve para
kazansın.”
YA.DA
• “Onun annesi ve babası olarak görevimizi seve seve yapacağız. Neye
yeteneği varsa ve ne olmak isterse öyle olsun. Eğitmek, yetiştirmek,
mutlu ve verimli olmasına yardım etmek en büyük görevimiz bizim...”
Bu ve benzeri davranışlara çok sık rastlamaktayız. Genellikle
çocukların öğrenim ve eğitimlerinde anne ve babanın, idealleri büyük rol
oynamaktadır. Çocuklarında adeta kendilerini gerçekleştirmek
istemektedirler. Kişilik özellikleri tam gelişmemiş olan “BÜYÜK
ÇOCUKLAR” dır bunlar... Kendi geçmişlerinden , kendi çocukluk
sorunlarından sıyrılamamış olan büyük çocuklardır
AİLEDE PROBLEMLER
Türk ailesini olumsuz yönde etkileyen pek çok problemler
vardır. Kısaca bu problemleri şöyle sıralayabiliriz:
• Köyden şehre göç, hem sosyal yalda, hem de ailede büyük değişikliklere
yol açmıştır. Başta köydeki gelenek ve göreneği kontrol edici
baskısından kurtulup, başıboş bir ortama itilmişlerdir. Özenilen, gıpta
edilen, taklit edilmeye çalışılan yabancı bir çevreye gelmişlerdir.
Kitle iletişim araçlarının tesiri ve moda, aileyi derinden sarsmaktadır.
Birçok aileler bu sıkıntıya ve perişan hayata, sırf kuru bir kavga
uğruna katlanmaktadırlar. Diğer taraftan özenti sonucu bütçelerini
zorlayan harcamalara gitmektedirler aile bütçesinin sarsılması önce
geçimsizliğe, daha sonrada boşanmaya kadar varan bir dizi hususlara
sebep olmaktadır.
• Sırf maddi mülahazalarla yurt dışına giden vatandaşlarımızın aile ve
çocukları, hem kendileri hem de milletimiz için büyük bir
problemdir.götürülmeyip yakınları yanına bırakılan çocuklar ,aile
şefkatinden mahrum ,birazda başıboş olarak yetişmektedir.yabancı
ülkelerde doğan ve yaşayanları ise ,büyük kültür ve kimlik buhranıyla
karşı karşıya gelmektedir.
• Devamlı reklamlara muhatap olan aile israfın içine itilmektedir.buda
aile bütçesini zorlamaktadır hatta geçimsizlik sebepleri arasıda,israfın
önemli payı olduğu unutulmamalıdır.
• Günümüzde ailelerin kendini müdafaa mekanizmaları
zayıflamıştır.bunları canlandırmak gerekir.mesela,saygı,iyi örnek olma
annenin mürebbilik rolü gibi.
Türk ailesinin dayandığı temel değer ile şartlar ve ortamı arsında bir
uyumsuzluk,belki e bir çatışkıdan söz edilebilir.bu uyumsuzluk veya
çatışkıyı iki guruba ayırabiliriz.
1-İç.Uyumsuzluk
Ailenin dayandığı temel değerin ,zaman içinde ortaya çıkan
yeni şartlara göre yorumlanması yapılmadığından veya geç yapıldığından
dolayı ortaya çıkan uyumsuzluk.bunun nedeni belli bir kültürel yeterlik,
birikim yokluğu olabileceği gibi, siyasi, teknik veya ekonomik
kararların uygulanması sonucu şeklinde de ortaya çıkabilmektedir.
Elbette daha başka nedenlerin etkisi bu arada düşünülebilir.
Bu hususta özetle şu tespitin yapılabileceği söylenebilir. Ailede içi
uyumsuzluk, eğer ailenin dayandığı temel değer değiştirilmek
istenmiyorsa, belli sarsıntılara yol açsa bile, giderilebilir. Bu konuda
Türk ailesinin geçirdiği önemli deyimlere sahip olduğu belirtilmelidir.
Ancak burada vurgulanması gereken ailenin dayandığı temel değerlerin
reddedilmesi, ortaya çıkan şartlara karşı destekleyici düzenlemelerin
yapılmasıdır. Nitekim bugün için Türk ailesinin çeşitli nedenlerin
oluşturduğu bir iç uyumsuzluk yaşadığı söylenebilir buna karşı alınacak
kısa vadeli önlemlerin tespit edilmesi gerekir. Ancak sadece önlemler
sınırında kalmak sağlıklı bir sonuca götürmez bu önlemlerle birlikte
eğitime, kültürel değerlerin fonksiyonel hale getirilmesine, toplumsal
ve ekonomik sorunların çözümünde destekleyici yöntemlerin uygulanmasına
ihtiyaç vardır.ailedeki iç uyumsuzluk, ailenin dayandığı temel değerden
değil, bu değerin algılanma ve yorumlanma yetersizliğinden kaynaklanmışa
benzemektedir. Bu bakımdan aile fertlerinin eğitilmesi bir dereceye
kadar mümkün ise de bir noktadan sonrada toplumun duyarlılığına ve
devletin rasyonel ve yerinde düzenlenmesini sorumlu kılmaktadır.
2-Dış Uyumsuzluk
Devletin yada siyasi iktidarların, iletişim organlarının, bazı çevre
ve kuruluşların topluma, aileye ve insana rağmen kültürel bir değişime,
yani dünya görüşünü ikame etme çabalarına ağırlık vermesi. Şüphesiz
bunun tarihi, siyasi kültürel bağlamda yürütülmeye çalışılması sorunun
çok yönlülüğünü ortaya koyar. Türk ailesinin karşı karşıya kaldığı dış
uyumsuzluğun anlaşılmasında , yorumlanmasında ve çözümlenmesinde mutlaka
dikkate alınmak durumundadır. Belki de çatışma olgusunu bu bağlamda
temellendirmek gerekebilir.
EVLİLİKTE.KAVGA
Evlilik aylarında çiftlerin çoğu gerçekle pek ilişiği olmayan hayal
dünyalarında yaşarlar. Daha evliliklerinin ilk aylarında, bir arada
yaşamaya alışma devrelerinde kavga etmek bir çokları için ölüm demektir.
Bu bakımdan da ilk aylarda her iki tarafta kavgadan sakınmak için
ellerinden gelen çabayı harcar eşlerinde kendilerini kızdıran rahatsız
eden yanlar bulsalar bile bunları içlerine atarlar. Sonunda içe atıla
atıla bu duygular günün birinde ufak bir söz veya davranış sonucu
taşıverir ve o zaman da kavga patlak verir. Böyle bir kavga
çözümlenmeleri pek de güç olmayan çeşitli sorunların dile getirilmesine
yardım eder.
Bazıları kavgayı günlük çeşitli olaylarla gerilen sinirlerine bir
rahatlık verme aracı olarak kullanırlar. Günlük yaşamın sinerlerimiz
üzerindeki baskısı o derece fazladır ki, pek çoklarımız zaman zaman bu
baskıyı azaltmaya gereksinim duyarız. Yalnız basıncı azaltmada,
evdekilerle kavga etmeden daha uygun yollar vardır: Açık havada idman
yapmak, sinemaya, tiyatroya gitmek, spor yapmak gibi.
Bununla birlikte sık kavga etmek eşler üzerinde birikici bir etki yapar.
Her kavgada kullanılan bazı acı sözleri unutmak güç olacaktır. Kavga
anında bu acı sözlerin eşleri fazlasıyla ve bunların uzun süre
unutulmaması olasıdır.
Evli eşler arasındaki kavgaların sıradan iki insanı kavgalarından çok
daha tehlikeli ve zararlı olmasının bir nedeni de eşlerin birbirlerinin
zayıf yanlarını çok iyi bilmeleridir. Kavga esnasında onun benliğini ve
kişiliğini en çok kırabilecek ve dile gelip söylenmesinden korktuğu
gerçekleri ortaya döküverme, içten bile değildir.
ÇOCUĞUN.YANINDA.AİLE.MÜNAKAŞALARI
Çocuğun yanında aile münakaşalarının ve bunun yinelenmesi doğru
değildir. Çocuk bunlardan endişe duyar. Bu endişenin bir şekli kendi
benliğinin ne olacağı tarzındadır. Kendine ve geleceğine dair güven
hissi bir bakıma emniyet hissi yetersizliği burada söz konusudur. Gayet
tabii anne ve babalarına sevgisi, onları kaybetme korkusu da böyle
anlarda belirecektir. Çocuğun ruh sağlığı olumsuz yönde etkilenecektir.
Aile münakaşaları eğer çok gerekli ise çocuk uyuduktan sonra
yapılmalıdır. Zira çocuğun bu münakaşalardan yaralanması hiç kimsenin
işine yaramayacaktır. Sorunlu bir çocuğun bakımı aile için daha da güç
olacaktır.
Çocuk kendisine iyi bir hayat sağlamak için gösterilen gayreti
bilmelidir. Bu ağırlığın anne baba ve diğer sosyal çevre bireyleri
üzerinde olduğunu öğrenmelidir. Fakat bu hal asla çocuğun başına
kakılmamalıdır. Sıkıntılar altında ölmüş, bitmiş intibaa da
verilmemelidir. Zira bu yaşta anne ve babası çocuk için abide
denilebilecek ölçüde üstündür.
ÇOCUKLARINI İHMAL EDEN ANNE VE BABALAR
Çocuklarını ihmal eden ona veya onlara kötü muamele yapan anne ve baba
çoğu zaman bunu istemeyerek yapar. Bu çemberi kırmak aileye hizmet
gereklidir. Çocukların içinde onları büyümeye yönelten kuvvetli bir çaba
vardır. Eğer gayretlerimizi çocuğun bu kuvvetli çabası ile
bağdaştırırsak onun tam olarak gelişmesini sağlamış olma yönünde çok
önemli adım atmış oluruz. Çocuklarını ihmal eden anne babaların büyük
bir kısmı çocuğu tanımamakla yanılgıya düşmektedirler. Çocuk arkasında
ana ve babasının desteği, önünde ise onların kuvvetli tecrübe bilgisi
bulunduğu müddetçe başarı yolundadır.
Eğitim ve öğretimde ilk basamak ailedir.
Anne-baba vakitlerinin bir kısmını çocuklarının eğitim ve öğretimine
ayırmalıdır. Hayatına,
sağlığına ve geleceğine hazırlama adına faydalı olan ve ihtiyaç
duyulan sporlar öğretilmelidir.
ÇOCUK EĞİTİMİNDE ANNE BABALARA DÜŞEN GÖREVLER
Kaynak :
Çocuk Eğitiminde ANNE BABAYA ÖNERİLER
Yazarı :
Canten KAYA
Çocuklar, kendi ilgi ve yeteneklerini keşfetme hususunda teşvik
edilmelidirler;
Çocuğun başarı seviyesinden ziyade onun çabasını desteklemek, onun
güvenini ve ileride yapacağı çalışmalardaki motivasyonunun
artıracaktır.
Çocuğun hiçbir koşula bağlı olmaksızın sevildiğinin fark
ettirilmesini ve anlaşılmasını sağlamak bir ebeveynin görevidir.
İnsanları değil davranışları onayladığınızı ya da beğenmediğinizi
belirtmek de faydalıdır. "Çok iyi bir çocuksun." ifadesinin yerine "
Söylemeden oyuncaklarını topladığın için sevindim." ifadesi daha
faydalı olacaktır.
Anne-babanın koşulsuz sevgisini sürekli hisseden çocuklar
kendilerini daha emniyette hissetmektedirler ve özgüvenleri de çok
fazladır. Kendilerine değer verildiğine inanmakta ve kendi iç
yeteneklerine güvenmektedirler.
Çocuklarımız duygularını ifade etmede ne kadar rahat olurlarsa
ilerideki ilişkilerinde de o kadar samimi ve açık olacaklardır.
Hataların olabileceği ve onlardan dersler çıkarılacağı gerçeğini
vurgulayarak, çocuğun ileride karşılaşacağı hayal kırıklıklarına ve
başarısızlıklara hazırlanması gerekir.
Bütün çocuklar ilgi ister. Çocuklar sadece aldırış edilmemeye
katlanamazlar.
Anne-babalar çocuğun göstereceği olumlu davranışı sabırla beklemeli
ve sonra da ilgi ve övgü ile bu davranışı ödüllendirmelidir.
Genel olumlu yargılarda bulunmaktan ziyade belirli davranışlara
yönlendirilmelidir."kapıyı açtığın için teşekkürler." demek "Bugün
gerçekten çok iyi bir çocuktun." demekten daha etkilidir.
Eğer çocuk onaylanmayan davranışlar gösteriyorsa, anne-babalar bu
davranışı göstermediği zamanlarda çocuğu övmelidirler.
İstenilen davranışı küçük aşamalara bölün ve her aşamada onu
ödüllendirin.
Tutarlılık, konulan kuralları ve onların sonuçlarını takip etmek
manasına gelmektedir. Eğer bir kural koyduysanız ve bunun etkilerini
görmek istiyorsanız, söylediklerinizi uygulamaya çalışın.
Uygulanması imkansız bir kural koymaktansa, kısa süreli ve sürekli
uygulanabilecek sınırlar belirlemek daha iyi olacaktır.
Zeki çocuklar, ebeveynlerinden birini diğerine karşı kullanarak
kuralları çok rahat çiğneyebilmektedirler.
Ebeveynler anlaşamadıkları noktaları çocuklardan uzak bir yerde
konuşmalı ve her ikisi de, kuralları uygulamada mutabık kalacakları
bir tavır sergilemelidirler.
Çocuklarla iletişimin açık ve etkili olması için anne babalar, tam
ve samimi bir ilgiyle onları dinlemeyi istediklerini
hissettirmelidirler.
Suçlayıcı iletişim tarzını kullanan ebeveynlerin çocukları,
anne-babalarıyla herhangi bir konuyu görüşme hususunda
tereddütlüdürler. Ne yaparlarsa yapsınlar yeterince iyi
olamayacaklarını düşünmektedirler.
Anne babalar , çocuklarıyla açık bir iletişim kurmak için iyi birer
dinleyici olmayı öğrenmelidirler. İyi bir dinleyici olmak pasif
değil, aktif bir iştir.
İyi bir göz teması kurun.
Yaptığınız işi bırakın ve bütün ilginizi çocuğunuza verin.
Çocukların önemli diye değerlendirdikleri şeyleri sabırla, sonuna
kadar dinleyin.
Konuşmasını kesmekten kaçının. Çocuğunuzun söylemek istediği şeyi
bitirmesine izin vermeniz, sizin ona karşı ilgili ve samimi
olduğunuzu gösterir.
Dinlerken arada bir başınızı sallayın.
Çocukla konuşmanın sizin için bir yük olmadığını göstermek ara sıra
gülümseyin.
Arada bir kullandığınız "hı hıı" gibi ifadeler onu aktif bir şekilde
dinlediğinizi çocuğun bilmesine yardımcı olacaktır.
Daha uzlaşmacı bir ortam geliştirmek için ailelerin başvuracağı en
etkili yöntemlerden biri aile toplantılarıdır.
Aile toplantıları, daha dayanışmacı ve etkili ebeveyn tarzlarının
geliştirilmesine yardımcı olur.
Aile toplantılarının alt başlıkları şunları içermelidir:
Aile toplantıları önceden kararlaştırılan düzenli zamanlarda
yapılmalıdır.
Açık iletişim teşvik edilmelidir.
Ailedeki herkese konuşması için şans tanınmalıdır.
Öncelikle çocukların konuşmasına izin verilmelidir.
Aile toplantısında alınan kararlar, bir dahaki toplantıya kadar
ihlal edilmemelidir.
Aile, belli bir meselede görüş birliğine varmaya çalışmalıdır, fakat
son söz anne-babaya bırakılmalıdır.
Kızgınlık anında disiplin uygulamaya çalışmayın.
Disiplini uygun zamanda kullanın.
Çocuklara tercih hakkı vermek, onların kendilerine güven ve kontrol
hislerini artırır.
Disiplini öğretici olmak için kullanın.
Disiplinin amacı birilerinin haklı, birilerinin haksız olduğunu
ispatlamak değildir. Bu tür bir yaklaşım güç çatışmasını ve çocuğun
utangaçlığını artırır.
Disiplinin amacı, sorunlu davranışı değiştirmektir.
Ne yaptığımız, ne söylediğimizden çok daha etkilidir. Davranışlar,
sözlerden daha anlamlıdır.
Çocuklar ve gençler, yaşıtlarından ve medyadan çok fazla etkilenebilirler. Ama genelde
ÇOCUK İHMAL ve İSTİSMARININ ÖNLENMESİ
“ÇOCUK” kavramı tarihte toplumun yapılarına, kültürlerine,
inançlarına, ekonomilerine göre değişen bir kavramdır. Çocuk
Hakları Sözleşmesi’ne göre ise “Ulusal yasalarca daha genç bir
yaşta reşit sayılma hariç, 18 yaşın altındaki her insan çocuk
sayılır”.
Çocuk doğduğu andan itibaren büyüme süreci içinde ailesiyle
özellikle babası ile kurduğu etkileşimden çıkardığı sonuçları
özümseyerek kişiliğinin ve ruhsal yapısının temellerini
oluşturmaktadır. Toplumların geleceği olan çocuk ve gençlerin
her yönden sağlıklı yetiştirilmeleri, kişilik gelişimleri için
de çok önemlidir.
Çocuk ana babaya yalnızca bakım ve beslenme açısından değil aynı
zamanda ilgi ve sevgi bakımından da muhtaçtır. Çocuk sevgi dolu
ve huzurlu bir aile ortamında kurduğu temellerle davranışlarını,
sosyal ilişkilerini ve topluma uyumunu düzenler. Nesillerin iyi
yetişmesi, ana ve babaların tutumlarına bağlıdır ve onların
eseridir. Bu nedenle ana babaların çocuklarına karşı
gösterdikleri tutum ve davranışlar, çocuğun yetiştiği ortam,
çevresindeki diğer yetişkinlerin davranışları çocuğun sağlıklı
bir kişilik geliştirmesi açısından önemlidir.
Ana babaların çocuklarına karşı gösterdikleri tutumlardan birisi
hoşgörüdür. Çocuk merkezli bu tutumda, ailenin merkezi çocuk
olmuştur. Çocuğun hiçbir sorumluluğu yoktur, ilgi içinde
boğulmuştur. Çocuk herhangi bir neden yokken hediyeler verilerek
ödüllendirilir. Bir diğeri ise ilgisiz tutumdur. Çocuklarına
karşı çok az ilgi gösteren ailelerin tutumudur. Genelde
çocukları tarafından rahatsız edilmek istemezler. Çocukların
davranışlarında her hangi bir kısıtlama yoktur. Katı, baskıcı
tutumda ise aile çocuğa aşırı baskı uygular, çocuk itiraz edince
cezalandırılacağını bilir. Bu tip ana babalar çocukların çabuk
büyüyüp olgunlaşmasını isterler. Diğer bir ana baba tutumu da
reddeden ana baba tutumudur. Ana baba çocuğa karşı düşmanca bir
tavır içindedir. Sık sık çocuğu cezalandırır. Çocuklarının
uslanmaz bir yaramaz olduğunu düşünür. Koruyucu ana babalar ise
çocuğu her konuda korumak isterler, çocuğun yapabileceği şeyleri
bile kendileri yaparak fırsat vermezler. Destekleyici ana
babalar ise çocuklarına karşı pozitif tutum sergilerler.
Çocuklarını gerektiği zaman desteklerler, çocuklarına bağlı
olmakla birlikte onun kölesi olmayan kişilerdir.
Ana babaların çocuklarına karşı tutumları, kendi kişilik
özelliklerinden, içinde yetiştikleri sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik
koşullardan, eğitim düzeyinden, çocuklarına ait özelliklerden ve
içinde bulundukları toplumun geleneksel çocuk yetiştirme
yöntemlerinden etkilenmektedir.
Çocuğun ihmal ve istismarı ise, çocuğun duygusal yaşantısını ve kişiliğini direkt olarak etkilemekte, çocuğun ilerideki yaşantısında sağlıksız bir kişilik geliştirmesine neden olabilmektedir