ALKOLÜN SÜRÜCÜLER ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Son yıllarda sürücülerin içki kullanması
belirgin olarak artmıştır. Bazı ülkelerde trafik kazalarının %30-40’ının
nedeni alkoldür (Pelkin ve Landzhev, 1977). Alkol almış sürücünün sürücülük
yeteneğinin alkolün etkisi sonucu olumsuz olarak etkilendiği bilimsel
olarak ispat edilmiştir. Küçük dozlarda kullanıldığında, insanlar sabırsız,
haddini bilmez olmakta ve reflekslerin yavaşlamasıyla zihinsel faaliyetler
bozulmaktadır. (Yılmaz, 1996).
Alkollün fazlası ise bireye aşırı güven verdiğinden, aşırı alkol alan
kişiler, kusursuz oldukları sanısıyla kusur yapmaktadırlar. Bir duble
bira ya da 60 cm3 viski ya da rakı alanlarda yarım saat araba kullanamayacak
kadar denge kusuru olmaktadır. Fazla alkol gözde kararmaya neden olmakta,
dikkat, düşünme ve karar gücünü bozmaktadır.
Alkol miktarı arttıkça kandaki oksijen azalmakta ve beyin ihtiyacı olan
oksijeni temin edemediği için işlevlerini yavaş yavaş kaybetmeye başlamaktadır.
Alkol etkisi ile kişi saldırganlaşmakta, bazen de uyku hali ve uyuşukluk
başlayarak kurallara uymamakta ve fren, vites ve direksiyonu zamanında
gereğince kullanamaz duruma gelmektedir. Hız tahminleri ve hız karşılaştırmaları
azalmakta ve hatta hızın korku veren etkisinden uzak kalarak hızı çekici
bulma tutkusu başlamakta, mesafe tahmini sıfıra inmektedir (Yılmaz,
1996). Böylece, alkollü araç kullananlar yollarda tehdit unsuru oluşturmaktadırlar.
Alkollün sürücüler üzerindeki olumsuz etkileri alkollü sürücülerin trafik
kazaları yapmasına neden olmaktadır. Aşağıda bu konuyla ilgili görüşlere
yer verilmiştir.
Trafik Kazaları ve Alkollü Sürücüler Arasındaki İlişki
Selzer ve Vinokur'a (1974) göre, tehlikeli bir şekilde araba kullanmak,
alkolün etkisiyle öfkenin dışavurumudur. Alkoliklerin, intihara eğilimli
oldukları bilinen bir gerçektir. Bu nedenle, alkolikler, zaman zaman
kendi araçlarını bir intihar aracı olarak kullanmaktadırlar. O halde,
alkoliklerin yaptığı kazalar, genellikle intihar düşüncesiyle işlenmiş
kazalardır. Aşırı alkollüyken araba kullanmak, trafik kazalarına neden
olmaktadır. Bunun yanısıra alkollü olarak araba kullanmak, şiddeti,
antisosyal davranışı, öfkeyi, paranoid duyguları, ölüm ya da öldürme
isteğini de beraberinde getirebilmektedir. Özetle, alkollü olarak araba
kullanma ile yollarda meydana gelen ölümler arasında sıkı bir ilişki
vardır. (Akt. Huxley ve Chesterton, 1971).
Yılmaz’a (1996) göre de alkol ve trafik kazaları arasında önemli bir
ilişki vardır. Bu ilişkinin acı sonuçları, neredeyse hergün günlük gazetelerin
sayfalarında görülmektedir. “Sarhoş sürücü can aldı”, “Sarhoş sürücü
otomobiliyle evin çatısına uçtu”, “Alkollü araç kullanmanın acı faturası:
4 ölü, 2 yaralı”, “Düğün sonrası otomobil köprüden uçtu.” Bu başlıklar
altındaki haberlerde, çoğunlukla gecenin geç saatlerinde içkilerin bolca
içildiği bir yemekten, bir toplantıdan, bir düğünden sonra kullanılan
araç ile yapılan kazanın öyküsü anlatılır.
Little ve Clontz’a (1994) göre alkollü araba kullanmaktan kaynaklanan
kazalarda ölüm oranı onbeş ile yirmidört yaş arası gençlerde son derece
yüksektir. Ross’un (1993) yaptığı araştırma sonuçlarına göre de alkol
kullanımının ölümcül trafik kazalarına yol açtığı bulunmuştur. Henderson’a
(1987) göre, alkollü sürücüler yüzünden her yirmi dakikada bir ölümcül
kazalar olmaktadır (Akt. Little ve Clontz, 1994). Miller ve Bilincoe’nun
(1994) yaptıkları araştırmaya göre, tüm motorlu taşıtların üçte birinden
fazlası, alkollü araç kullanan şöförlerin yol açtığı kazalarda parçalanmaktadır.
Aberg’e (1993) göre, alkollü olarak araç kullanan sürücüler trafikte
büyük bir risk yaratmaktadırlar. İsveç’te alkollü araç kullanan sürücülerin
oranı yalnızca %1 olmasına rağmen kaza yapan sürücülerin %6 ile %11’inin
kaza anında alkollü oldukları belirlenmiştir. Kanada’da ölümle sonuçlanan
kazaların %43’de, Amerika’da ise %60’ında sürücünün alkollü olduğu saptanmıştır(Jonah
ve Wilson,1993). Mc Lellan, Vingilis, Larkin, Stoduto, Macartney ve
Sharkey’e (1993) göre de, Kanada’daki ölümlerin ve yaralanmaların büyük
bir bölümü trafik kazalarından kaynaklanmaktadır. Alkollü araba kullanan
sürücüler ölümcül olsun veya olmasın trafik kazalarının önemli bir kısmından
sorumludurlar (Little ve Clontz, 1994).
Selzer ve Vinokur’un (1974) yaptığı araştırmada da problemli gençlerin
alkol alma ve tehlikeli biçimde araba kullanma eğiliminde oldukları
görülmüştür. Bu gençler alkolün kendilerini daha saldırgan, korkusuz
ve cesur yaptığını iddia etmektedirler. Farrow’a (1989) göre de, bireyin
alkolün etkisi hakkındaki görüşleri, alkole bağlı tehlikeli araba kullanmayı
etkileyen en önemli etkenlerden birisidir. Alkol; saldırgan, yabancılaşmış,
kendini güçsüz hisseden kişilere güçlülük duygusu vermektedir.
Basch, Di Cicco ve Malfetti’e (1989) göre, gençlerin alkollüyken de
araç kullanmalarına yol açan faktörler şunlardır: 1) Bireyin alkollüyken,
sarhoş olduğunun farkında olmaması 2) Alkolün etkisini tahmin edememesi
3) Alkollüyken de güvenli bir şekilde araba kullanılabilir gibi savunma
mekanizmalarını kullanması. 4) Gençler arasında alkollü araç kullanmanın
eğlence, özgürlük, yaşıtları tarafından kabul edilme gibi olumlu etkileri
olduğu yolunda yaygın bir inancın bulunmasıdır. Bu faktörler yollardaki
tehlikenin artmasına, trafik ihlallerine, ölümlere, yaralanmalara v.b.
neden olmaktadır.
Türkiye’de alkollü içki etkisinde araç kullanmak suçtur. Buna karşın
ülkemizde alkollü içki etkisinde araç kullanılması sanıldığından daha
yaygındır. Hemen hiç kimse gittiği bir lokantada, bir arkadaş evinde
içki içtiği için arabasını kullanmaktan vazgeçmemektedir. Çok içkili
olduğu halde arabasını kullanan hatta kendisini uyaran arkadaşına “Ne
o yoksa korkuyor musun?” diye karşılık veren kişilerin sayısı az değildir
(Yilmaz, 1996). Aslında sorun da buradan kaynaklanmaktadır. Alkollü
kişinin kendine güveni artmakta, buna karşılık dikkati azalmakta ve
refleksleri zayıflamaktadır.
Araştırmalara göre erkekler, kadınlara göre sarhoşken araba kullanmaya
daha fazla eğilimlidirler. 18-25 yaş grubundaki gençler daha çok trafik
kazası yapmalarına rağmen bu gruptakilerin sarhoşken kaza yapma oranları
diğer yaş grubundaki insanlardan daha yüksek değildir. Öte yandan 60
yaşın üzerinde alkollü araç kullananların sayısı bir hayli düşüktür.
Resmi kayıtlara geçen sarhoşken kaza vakaları, toplam kaza vakalarının
%15’ini oluşturmaktadır. Bu konuda yapılmış araştırmaların pek çoğu,
kandaki alkol düzeyi ile kaza arasında nedensel bir ilişki olduğunu
göstermektedir (Got, 1989).
Alkollü Araç Kullanımının Engellenmesi İçin Çözüm Önerileri
Thurman, Jackson ve Zhao’ya (1993) göre, alkol bağımlılığı ve alkollü
olarak araba kullanma davranışı ortadan kaldırıldığında, sorunlar da
ortadan kalkacaktır. Bunun için vatandaşların gönüllü olarak alkol savaşında
yer alması sağlanabilir. Kanada’da alkollü araç kullanmanın neden olduğu
olumsuz etkileri en aza indirmek amacıyla farklı türde tedbirler alınmaktadır.
Öncelikle bu konuda halk eğitilmeye çalışılmaktadır. Alkollü araç kullanmayla
ilgili tutumlar hakkında halkın bilinçlendirilmesi trafik güvenliğinin
sağlanması açısından uzun vadede etkili olan bir yöntemdir. Ayrıca 18
yaşından küçüklere alkol satışı yasaklanarak, alkol kullanma yaşının
yasalarla denetlenmesine çalışılmaktadır. Sıkı trafik kontrolüyle alkollü
sürücüler belirlenmekte ve bunlara yasal işlemler yapılmaktadır (Liban,
Vinkilis ve Blefgen,1987).
Alkollü araç kullanmanın etkin bir şekilde çözülebilmesi için, insanları
bilgilendirmenin ve eğitmenin yanısıra, caydırıcı cezalar da konmalıdır.
Thurman, Jackson ve Zhao’nun (1993) araştırmalarının sonuçlarına göre,
insanlar, sarhoşken araba kullanmaya karar verirlerken, polislerin sık
sık yol kontrolleri yapıp alkollü sürücüleri durdurması, cezalar ve
yasal kısıtlamaları dikkate almaktadırlar. Hafif cezaların değil sert
yasal tedbirlerin, alkollü araba kullanmayı engellediği bulunmuştur.
Örneğin, ehliyetin uzun süreli geri alınmasının, hapis cezalarının,
yollarda sık polis denetimlerinin ve yüksek para cezalarının alkollü
araba kullanımını azalttığı gösterilmiştir (Berger ve Snartum, 1986;
Votey ve Shapiro).
Pelkin ve Landzhev’e (1977) göre kamu ve özel taşıt kullananların, direksiyon
başında oldukları sürece alkollü içki içmeleri tamamen yasaklanmalıdır.
Bu araştırmacılar bazı ülkelerde kabul edilen, az miktarda alınan alkolün
refleks ve zihinsel faaliyetleri etkilemediğini savunan görüşe katılmamaktadırlar.
Çünkü öyle insanlar vardır ki, bir kadeh içki bile, bunların davranışlarını
ve dengesini bozmaya yeter. Bu nedenle birçok insanın hayatının sorumluluğunu
yüklenen bu insanlara alkol almak kesinlikle yasak olmalıdır. Yasalar
her yönüyle uygulanmalı ve cezalar katı olmalıdır.
Ülkemizde de 1 Ocak 1997'den itibaren uygulanmaya başlanan 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanunu’na eklenen maddeler ile alkollü araç kullanmananın
cezası artırılmış, hapis, ehliyete el koyma gibi zorunluluklar getirilmiştir.
Ayrıca Psikoteknik değerlendirme ve psikiyatrik muayene sonucu ehliyetin
geri alınması şartı da eklenmiştir (Akt. Yasak ve Işık, 1996). Bu yeniliklerin
alkollü araç kullanımını ve dolayısıyla trafik kazalarını azaltmada
önceki yasaya göre daha başarılı olabileceği inancındayız. Getirilen
yenilikler diğer ülkelerde oldukça başarıya ulaşmış uygulamalardır.
Ülkemizin de aynı şansa sahip olduğunu görmek oldukça sevindirici ve
umut vericidir.